ODTÜ’nün Huzur Veren Yollarında: Bir Gençlik Hikayesi
Bir Anın İçindeki Arayış
Kayseri’nin soğuk kış sabahlarından birinde, odamdaki eski masa lambasının soluk ışığı altında bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum. Bu, bir yerlerde kaybolmuş gibi hissedilen bir boşluk değil; bu, daha derin bir eksiklik. Okuldan sonra kahvemi içip dışarı çıkarken bir yandan bu düşünceler kafamda dönüp duruyor. O an, içimde bir ses yükseliyor. ODTÜ. Evet, ODTÜ. Bir üniversite, ama aynı zamanda bir hayal.
Kayseri’den Ankara’ya Bir Yolculuk
Kayseri’nin sıkıcı sokaklarından, caddelerinden çıkıp, hayalini kurduğum ODTÜ’nün olduğu Ankara’ya doğru yola çıktım. Gözlerim, Kayseri’nin monoton duvarlarında sıkışıp kalmışken, Ankara’da neler olacak? Acaba gerçekten üniversiteye adım attığımda, ODTÜ’de okuyan bir öğrenci gibi hissedecek miyim?
Hayatımda en çok duyduğum şeylerden biri, “ODTÜ’ye gitmek, kendi hayatını kurmak gibidir” olmuştu. Herkesin dilinde bu cümle vardı, fakat ben hala tam anlamıyla kavrayamamıştım. ODTÜ’nün sadece bir kampüs olmasından çok daha fazlası olduğunu hissediyordum; bir yaşam biçimi, bir özgürlük, bir direniş, bir kültür… İçimdeki bu düşünceler, Kayseri’den Ankara’ya olan yolculuk boyunca her saniye daha da büyüdü.
Bir Öğle Vakti
Ankara’ya vardığımda, meğer ODTÜ sadece bir üniversite değilmiş, bir şehir gibiydi. Kampüsün o muazzam ağaçları, uzun yolları, özgürlüğe adanmış yapıları, bana sanki yıllardır beklediğim yeri bulmuşum gibi bir his veriyordu. O an, ODTÜ’nün Kayseri’den çok uzak, bambaşka bir dünyada var olduğunu anlamıştım.
Ama bu, sadece bir his miydi? ODTÜ’nün Kayseri’de de bir varlığı vardı. Kendi şehrimde de, belki de hala fark etmediğim bir yerlerde vardı. Belki de bir gün, bu duygularla birleşerek kendi yolumu bulurum. O zaman ODTÜ’nün sadece bir Ankara Üniversitesi değil, Kayseri’nin, belki de diğer şehirlerin yollarında da gizli bir şekilde yer almış olduğunu fark edeceğim. Kayseri’de bile, ODTÜ’lülerin ruhu var, her köşe başında.
ODTÜ, İstanbul’dan Kayseri’ye
Bir başka sahne daha var, şehre doğru giden bir yolculuk. Yine o günlerden birinde, İstanbul’a gitmek üzereyim. Akşam saatlerinde İstanbul’a varıp, şehrin gürültüsünde kaybolduğumda, aklımda yine ODTÜ vardı. İstanbul’daki dostlarımdan biriyle buluştum. Söyledikleri şeyler bana hiç yabancı değildi. ODTÜ’yü duyduğumda, o seslerin ve hayallerin peşinden gittiğimi hissediyordum. İstanbul’da bile, ODTÜ’nün izleri var. Bu sadece kaybolmuş bir düşünce değil, şehrin her köşesinde var olan bir güç. Herkesin kendine göre bir hikayesi var, belki de bu hikayeler ODTÜ’nün her şehirdeki yolunu biraz daha yakınlaştırıyordu.
Ama yine de, ODTÜ’nün Kayseri’ye gelmesi bambaşka olurdu. O sokakların, o atmosferin içinde bir yerlerde bir kampüs, bir okuma salonu, özgür bir düşünce vardı. O zamanlar, İstanbul’a gitsem de, Kayseri’de olsam da, ODTÜ’nün her yerde olduğunu hissedebilecektim.
Hayal Kırıklığı ve Umut
İçimdeki hayal kırıklığı, bazen Kayseri’den ayrılıp Ankara’ya gitmek gibi oluyordu. ODTÜ’nün o sokaklarında yürürken, belki de kendimi bir gün bulurum diyordum. Ama bu, sadece bir üniversite değil, bir umut işaretiydi. O hayali, hep yanında taşıyacaktım. Kayseri’nin dar sokaklarından, İstanbul’un karmaşasına kadar her yerde bir arayış vardı. Belki de her şehirde ODTÜ’nün izleri vardı; ama asıl önemli olan, bu hayali ne kadar içselleştirdiğimdi.
Kayseri’ye geri döndüğümde, yine her şey eskisi gibi olacaktı. Ama bu sefer bir fark vardı. İçimdeki ODTÜ, her şehirde var olmaya devam edecekti. Kayseri’nin köşelerinde, İstanbul’un caddelerinde, Ankara’nın o ağaçlı yollarında. Ve ben, her gittiğim yerde bu umudu taşımaya devam edecektim.
Sonuç
ODTÜ’nün hangi şehirlerde olduğunu bilmek, aslında sadece bir yerin adıydı. Ama ODTÜ’nün ruhu, her yerdeydi. Kayseri’de, İstanbul’da, Ankara’da. O ruh, her adımda, her düşüncede bir iz bırakıyordu. Hayal kırıklıkları ve umutlar arasında bir denge kurarak, ODTÜ’nün her şehre, her yola, her kalbe dokunan gücünü hissettikçe, bu hayatın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım.