Mavi Kartlılar Türk Vatandaşı Sayılır Mı?
Kayseri’de yaşıyorum, 25 yaşındayım ve çoğu zaman yaşamımın büyük bir kısmını düşündüğümde, kalbim bir türlü tam olarak yerli yerine oturmuyor. Bazen yaşadığım şehri, kültürünü, insanlarını seviyorum, bazen de buradaki yerimi sorguluyorum. Hatta, Türkiye’nin her yerinde, farklı köylerden, farklı illerden, hatta farklı ülkelerden gelen insanlarla tanıştıkça, “Ben kimim?” diye düşündüğüm çok oluyor. Ve işte o zaman, insanın kimliğini, vatandaşı olduğu ülkeyi sorgulaması ne kadar zorlayıcı bir şey oluyor.
Son zamanlarda en çok düşündüğüm konulardan biri, Mavi Kartlılar Türk vatandaşı sayılır mı? sorusuydu. Bu soruyu ilk duyduğumda, biraz kafam karıştı. Gerçekten? Mavi Kartlı olmak ne demek? Birinin hayatını tamamen değiştiren bir kart olabilir mi? Hadi gelin, size bu konuyu biraz daha içsel bir bakış açısıyla anlatayım.
Mavi Kartın Hayatımda İlk Kez Göründüğü An
Bir sabah, Kayseri’nin o tipik sabah serinliğinde, evde kahvemi içerken, annem beni yanına çağırdı. Gözlerinde hafif bir tedirginlik vardı. “Bunu şimdi okumalısın,” dedi, elinde bir zarf tutarak. Zarfı aldım, açtım ve içinden mavi bir kart çıktı. Anlamadım. Ne olduğunu, ne anlama geldiğini düşündüm. Mavi kart mı? “Babaannemle alakalı bir şey mi?” diye geçirdim içimden. Çünkü, bir şekilde, babaanneye bağlı bir şeyler düşünüyordum.
Mavi kart, yabancıların Türkiye’de ikamet etmeleri için verilen bir kart olarak biliniyor. Ama ben o an o kadar dalgındım ki, bu kartı, hayatımda ilk kez gördüğümde sadece basit bir belge gibi düşündüm. Oysa ki bu kart, benim ya da annemin değil, komşumuz Hatem’in elindeydi. Hatem, yıllar önce Suriye’den göç etmişti. Türkiye’de bir şekilde yerleşmiş, burada bir hayat kurmuştu. Ama o günden sonra, ne kadar “burası benim de ülkem” desek de, bir yabancı olmadan, bu vatandaşa ait olmak ne demek diye sordum kendime.
Hatem’in Durumunu Fark Ettim
Bir akşam, Hatem’le çay içerken, sohbet ederken o kadar doğal bir şekilde Türkçesiyle anlatıyordu ki, bazen ona hayran oluyordum. “Bizim burada olabilmemiz için bir sürü engel var,” dedi bir gün. Hatem’in gözlerinde, sıradan bir Türk vatandaşı gibi yaşamak istediğini okudum. Ama bir taraftan da kendini hep farklı hissediyordu. O mavi kartın verdiği kimlik, ona ne kadar resmi bir yer verse de, bir insan olarak da hala tam olarak “burası benim yurdum” diyemediğini hissettim.
Hatem’le sohbet ederken, mavi kart hakkında daha fazla şey öğrendim. Mavi Kart, bir tür ikamet izni gibiydi. Onu alabilmek için, Türkiye’ye legal yollarla gelmiş olmak, burada uzun süre yaşamış olmak ve belirli şartları yerine getirmek gerekiyordu. Ama bu kart, bir kişinin Türk vatandaşı olmasını sağlamıyordu. Hatem, kartı almıştı ama Türk vatandaşı değildi. Bu ona bir tür geçici ikamet hakkı tanıyordu, ama o kalıcı değildi. İçimde, bir yerlere saplanmış gibi hissettim. Hatem, yıllardır burada yaşıyor, ama yine de tam olarak bu vatandaştan sayılmıyordu.
Bir Gün Yabancı Olmak
Hatem’in yaşadıklarını dinlerken, sanki bir yabancı gibi hissediyorum. Türkiye’ye gelen insanların başına gelenleri, onlara atfedilen etiketleri düşündüm. Yabancı. Geriye sadece “Türk” kelimesi kalıyordu. Oysaki bu ülkede yaşayanların hepsi birer insan. Kimisi farklı yerlerden gelip, bu topraklara yerleşmiş, kimisi yıllar önce doğmuş ama bir şekilde etiketlenmiş.
İçim bir anda kararmıştı. Hatem’in içindeki o yabancı duygusu beni de sarmaya başladı. Yani, bazen yaşadığın yerin pasaportunu taşımıyor olmak ne kadar acı verici olabilir? Düşünsenize, yıllarca bir ülkede yaşayıp, orada çalışıp, katkı sağlıyorsunuz. Ama ne zaman bir problem olsa, seni bir yabancı olarak görüp dışlıyorlar. “Mavi kartlılar Türk vatandaşı sayılır mı?” sorusu, o an Hatem’in gözlerinde daha derin bir anlam kazandı. Bunu düşündükçe, içimde tuhaf bir boşluk oluşuyordu. Çünkü o an, gerçekten, neden mavi kartlılar bir vatandaş gibi kabul edilmesin diye sormadan edemedim.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Bir gün, Hatem’i görmek için onun evine gittim. Kapıyı açtığında, bana gülümsedi ama gözlerinde hafif bir hüzün vardı. Bu sefer, kartının geçerliliğini konuşmak yerine, daha kişisel bir şey hakkında konuşuyorduk. “Biliyor musun,” dedi, “Türkçe’yi çok iyi konuşuyorum, işimi de iyi yapıyorum ama bir yere başvururken hala ‘yabancı’ muamelesi görmek çok zor.” O an içimdeki o sorgulayıcı duygular yine kabardı. Hatem’in sözcükleri, hayatına dair bir hayal kırıklığı taşıyordu. Ama bir umut da vardı. Türkiye’ye ait olmak, bir pasaport almak, her ne kadar onun için bir engel olsa da, hala burada, bu topraklarda var olma mücadelesi veriyordu.
İşte o an, mavi kart demek, sadece kağıt parçası değildi. Hatem’in, buraya ait olma çabasıydı. Bir şekilde ait olmak, kimseye anlatamadan, bu ülkenin parçası olmak isteğiydi. Hatem’in sesindeki tınıyı duyduğumda, ben de o yabancı hissiyle biraz daha yüzleştim. Kendimi düşündüm. Peki ben ne zaman bu topraklarda kendimi tam olarak “bizim” hissedeceğim?
Sonuç
Bir yabancının bu topraklarda nasıl bir hayat kurmaya çalıştığını gözlemlemek, bana kendi aidiyetimi sorgulatmaya başladı. Kayseri’de doğmuş birisi olarak, bir Türk vatandaşı olarak, zaman zaman bu topraklarda “yerli” olduğumu hissetmiyorum. Hatem, mavi kart sahibi olmasına rağmen, onun gözünde hep eksik olan bir şey vardı: Gerçek bir vatandaş olma duygusu.
Peki, mavi kartlılar Türk vatandaşı sayılır mı? Hukuken bir “evet” ya da “hayır” yanıtı var. Ama içsel olarak, insanların duygularını, aidiyetlerini ve hayatlarına dair umutsuzluklarını da göz önünde bulundurduğumuzda, belki de bazen kimliğimizin, kartlardan çok daha fazlası olduğunu unutmamalıyız. Mavi kart, bir yere ait olmayı simgelese de, insanları sadece kağıt parçasıyla tanımlamak ne kadar doğru? Bunu düşündükçe, gerçek aidiyetin, kendini içinde bulduğun toplumu sevmenin ve bu topraklarla barış içinde yaşamanın çok daha derin bir anlam taşıdığını fark ettim.